Ramazan'ın Yardımlaşma Yönü: ZEKAT PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 22 Kasım 2010 23:41

Mübarek Ramazan ayının birçok adı vardır: Onbir Ayın Sultanı, Oruç Ayı, Kur’an Ayı, Zekât ve Yardımlaşma Ayı.. gibi. Zekât, Ramazan ayı içinde yardımlaşma yönlerinden belki de en önemlisini temsil eder.

Zekât Kavramı
Sözlükte “zekât” kelimesi, “temizlenmek, arınmak, bereket, güzel anış ve övmek” manalarına gelir. Fıkıh dilinde ise “zekât”ı geniş ve dar anlamda olmak üzere başlıca iki açıdan ele almak gerekir: Geniş anlamda zekât kavramı, “mal zekâtı” olarak kabul edilen “farz zekât” ile “beden zekâtı” olarak kabul edilen “vâcip fitre”yi içine alır. Dar anlamda “zekât”, İslam dininin beş rüknünden biri olan “mal zekâtı”, başka deyişle “malî ibadet” olan zekâttır. Bu anlamıyla “zekât”, “şartlarına uygun olarak, zekâta konu olan mallardan  bir miktarını zekât alacaklısına Allah rızası için temlik etmek” demektir. Kur’an-ı Kerim’de “zekât” kelimesi otuz iki yerde geçmektedir.  Bunlardan sekizi mekkî, kalanı da medenî sûrelerde yer alır. Bu isim dışında, sadaka (on iki yerde ve hep medenî sûrelerde geçer), “hak, birr, infak ve ta’âmu miskîn” gibi çeşitli isimler altında zikredilirken, namazla birlikte yirmi yedi yerde tekrarlanır.

Zekât Yükümlülüğü
Zekât ödemek, başta müslüman olmak, zengin olmak, malın yıllanması, malın artıcı özellikte olması gibi gerekli şartları taşıyanlara farz-ı ayındır. Zekât ödemekle, dünyada borçtan kurtulmuş olunur, âhirette ise sevaba hak kazanılır.
Zekâtın farz olduğu Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabittir: “Zekâtı verin” emrini tekrarlayan yirmibeş kadar âyet bulunmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.), “İslâm dini, beş temel üzerine kurulmuştur: 1. Kelime-i şehadet, 2. Namaz kılmak, 3. Zekât vermek, 4. Haccetmek, 5. Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, iman, 37; Müslim, iman, 1) buyurmaktadır. Zekâtın farz kılınmasından itibaren müslümanlar zekât ödemiş, bütün müslümanlarca benimsenen bu durum icmâ-ı ümmet meydana getirmiştir.
Zekât, zarûrât-ı dîniyedendir; farz olduğunu inkâr eden dinden çıkar. Ancak inkâr, bilgisizlikten, yeni müslüman olmak veya çevre şartları dolayısıyla olursa, ilgili kişye zekâtın farz olduğu öğretilir. Zekât ödemeyenlerin âhiret azabı konusunda, Yüce Allah, “Ey iman edenler! Hahamlar ve rahiplerin pekçoğu, insanların malını haksızlıkla yerler. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlara, can yakıcı bir azabı müjdele. Bunlar cehennem ateşine kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. Bu kendiniz için biriktirdiğinizdir, biriktirdiğinizi tadın denecek.’’ (Tevbe, 9/34-35) buyurur. Bu  âyette geçen biriktirme (stok/mal yığma), zekâtı ödenmeyen paraları içine aldığı gibi, bazı fıkıhçılara göre zekâtı ödensin veya ödenmesin ihtiyaçtan fazla olarak elde tutulan malları da içine almaktadır. Bir hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.), şunları belirtmektedir: “Yüce Allah kime mal verir de zekâtını ödemezse, kıyamet gününde o mal, sahibine simsiyah iki benek  bulunan gayet zehirli (ve zehirinin etkisinden başı) kel bir yılan şeklinde görünerek boynuna gerdanlık yapılacak; sonra da iki çene kemiğini (avurdunu) iki tarafından yakalayıp, ‘Ben senin malınım, ben senin biriktirdiğinim(stoğunum).’ diyecek.” (Buharî,zekât, 3)

Zekât-Sadaka İlişkisi;
Zekâtla ilgili kavramlardan birisi, aslında zekâtın da altında bulunduğu şemsiye kavram olan sadakadır.  Sözlük manası itibarıyla “sadaka”, Allah Teâlâ’ya kulluk konusunda “sıdk ve sadakat, merhamet” anlamına gelir. Din dilinde ise “Kişinin malından sırf Allah rızası için, muhtaç kimselere aktarılan mal” demektir. Sadaka vermeye tasadduk denir.
Aslında sadaka kavramı, hem zekât ve fitre, hem de nafile sadakalar için kullanılan genel bir kavramdır. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde kullanılan sadaka kelimesi, mecburi olan zekât için kullanıldığı gibi, mecburi olmayan sadakalar için de kullanılır. Bu sebeple, sadaka kavramı, zekâttan daha geniş kapsamlıdır. Zekât için de kullanılan “sadaka” tabiri, mecburi olmayan ve nafile sadakalar için kullanılır. Bu anlamda sadaka, ne mecburidir ve ne de miktarı ve ödeme zamanı tayin edilmiştir. Fakirlere verilen sadakanın tam karşılığı, “İnfâk fi Sebîlillah”, yani “Allah yolunda mal harcamak”tır.
Sadaka vermek, çok büyük bir sevaptır. Sadaka, Müslümanların hayır-hasenat yollarında birleşip kaynaşmalarını sağlayan manevî güç kaynağı olmuştur. Peygamberimiz (s.a.) mü’minlere sadaka vermeyi emredince sahâbeden sadaka vermeye gücü yetmeyenler, Medine çarşısında su satıyorlar, bunun karşılığında kazandıkları hurmaların bir kısmını fakirlere ve miskinlere vererek sadaka sevabına ulaşıyorlardı. Demek ki, sadaka; müslümanı çalışmaya ve kazanmaya yönelten bir enerji kaynağı olmuştur. Aynı zamanda Peygamberimizin “Veren el, alan elden üstündür.” buyurması, müslümanları “veren el” olmaya, helal yoldan çalışıp kazanmaya doğru harekete geçirmiştir.

Sadaka Verenler;
Bir müslümanın sadaka verebilmesi için kendisinin ve ailesinin muhtaç durumda olmaması ve borçlu bulunmaması şarttır. Üzerinde kul borcu olan kişinin, ilk önce onu ödemesi gereklidir. Sadaka konusunda Hz. Peygamber'in (s.a.) tavsiyesi şu sırayı izler: 1) Önce kişisel görevlerin yapılması, 2) Artanın aileye, çoluk-çocuğa harcanması, 3) Artanın akrabaya sadaka olarak verilmesi, 4) Son artanın konu komşuya ve muhtaçlara tasadduk edilmesi. Sadakanın miktarı, bir yandan verenin, öte yandan verilecek muhtaç kişinin durum ve şartlarına göre değişir.

Zekâtın Rüknü;
Zekâtın rüknü, temliktir. Temlik, zekât malını mülkiyetten çıkarıp, tamamen kendi kullanımlarına göre hareket etmek üzere, zekât ödeneceklere vermektir. Zekât ödeyen, zekât ödenene, harcama tarzı ve yeri konusunda, hatırlatmada bulunabilir, ama başa kakma anlamına gelebilecek hiçbir yönlendirme yapamaz.
Zekâtın Sahih Olmasının Şartları
Zekât verirken öncelikle dikkat edilecek konu, zekâtın sahih olma şartlarını bilerek ödeme yapmaktır. Bunları, şöylece sıralayabiliriz:
    1) Zekât Niyeti: Zekât bir ibadet olduğundan, niyetsiz ödenmesi halinde sahih olmaz. Bu sebeple, müslüman olmayanların zekât ödemeleri de sahih değildir. Niyet, malı ayırırken veya verirken yapılır.
    2) Ödenenin Değer Taşıması: Her türlü zekât konusu mal için ödenen zekât malının kıymetli ve vasıflı olması şarttır.
Zekât; fakirler ve miskinlere, boçlulara, boyunduruktan kurtarılması gerekenlere, yolda kalanlara, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlere, zekât çalışanlarına, Allah ve din uğrunda ödenir. Zekâtı, aslında zekât konusu malların bulunduğu yerdeki fakirlere ve hak sahiplerine ödemek gerekir. Yıl sonunda, zekâtı, başka yerlerdeki fakirlere göndermek mekruhtur.  Zekâtı, öncelikle akrabaya ödemek efdaldir. Mükellef, zekâtını Tevbe, 9/60 âyetinde sayılan bütün sınıflara veya bu sınıfların yalnızca bir kısmına, bir sınıfın içinde dilediği kimselere, hatta tümüne ödemekte serbesttir.
Ramazan’a bir başka anlam ve güzellik katan zekât ibadetini, tam bir bilinçle yapanlara ne mutlu!

 

Prof.Dr.Vecdi Akyüz
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi
İstanbul


 

 
Bu sitenin tüm hakları Tekirdağ Müftülüğüne aittir. Sitedeki bilgi belge ve dokümanların izinsiz kullanılması yasaktır. Sitedeki bilgilerin kullanılmasından dolayı Tekirdağ Müftülüğü hiçbir hukuki sorumluluk kabul etmez.