| Müftülüğümüz |
| Hac ve Umre |
| Makaleler |
| Haber Arşivi |
| Münhal Kadrolar |
| Bilgi Edinme |
| Hizmet Standartları Tablosu |
| Dini Günler ve Geceler |
| Namaz Sure ve Duaları |
| Personel İletişim |
| Muharrem Ayı ve Aşûra |
|
|
|
| Perşembe, 01 Aralık 2011 16:52 |
|
Her din ve her toplumun özel kabul ettiği ve yıl içerisinde diğer zaman dilimlerinden farklı olarak önem verdiği ve kutladığı belirli gün ya da ayları vardır. Elbette Yüce Dinimiz İslam’da da, bu tür günler, geceler ve aylar vardır. İşte Hicrî takvimimizin ilk ayı olan Muharrem Ayı ve bu ayın 10. gününe tesadüf eden Aşure günü de, bizler için bu önemli vakitlerdendir. 5 Aralık Pazartesi günü aşure günüdür ve Sevgili Peygamberimiz (a.s.) bu aya verdiği değeri ; “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah’ın değer verdiği ay olan muharrem ayında tutulan âşûrâ orucudur” [1] buyurmuştur
Peygamber efendimiz (s.a.v) Medine’ye geldiğinde, Yahudilerin oruç tuttuklarına şahit olmuş ve tutulan orucun ne orucu olduğunu sorduğunda, Yahudiler; Allah’ın bugünde Hz. Musa’yı ve İsrail Oğullarını düşmanlarından kurtardığını, Hz. Musa’nın ve kendilerinin de bu sebeple oruç tuttuğunu söylemişlerdir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Ben Musa’ya sizden daha yakınım” demiş ve bugünlerde oruç tutulmasını emretmiştir[2]. Hadis kitaplarına göre, bu güne aşure günü isminin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hakkın on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
Muharrem ayına mahsus güzelliklerden birisi de, uzun yıllardır yaşattığımız Aşure tatlısı geleneğidir. Müslüman ecdadımız, Muharrem ayında ve bu ayın 10. gününden itibaren Aşure tatlısı hazırlanarak dağıtılması geleneğini sürdürmüşlerdir. Aynı zamanda Muharrem ayı İslam tarihinde meydana gelmiş olan bazı üzücü olayları da bizlere anımsatmaktadır. Her Müslüman’ın yüreğini sızlatan en acı hatıra ise, Emeviler döneminde, Muharrem ayının onuncu günü, Efendimizin kızı Fatıma ile, damadı Hz. Ali’nin çocukları olan Hz. Hüseyin, yakınlarıyla birlikte Kûfe’ye giderken Kerbelâ’da kuşatılmışlar, önce susuz bırakılmış, sonra da acımasızca şehit edilmişlerdir. Bu olay Hz. Hüseyin’in şehâdeti ile sona eren Kerbelâ olayıdır. Hz. Hüseyin, Sevgili Peygamberimizin çok sevdiği “Dünyanın iki çiçeği” ve “Cennet çocuklarının efendileri” diye övdüğü [4] ve “Allah’ım, ben onları seviyorum, Sen de sev !” diye duâ ettiği [5], iki torunundan birisidir. Hz. Hüseyin’in, siyâsî ihtiraslar uğruna acımasızca şehit edilmesi, Sevgili Peygamberimiz ve O’nun Ehl-i Beytini seven bütün Müminleri derinden yaralamış ve üzmüştür. Tarihte yaşanmış ve geri dönüşü olmayan böylesi korkunç hadiseleri tasvip etmek elbette mümkün değildir. Ancak bize düşen bu olayları hatırlayarak gereken dersleri çıkarmaktır. Fitne ve ayrımcılığa asla prim vermeden, Allah ve Peygamber sevgisi etrafında kenetlenmektir. Hz. Peygamberi, O’nun aile fertlerini ve ashabını sevmek hepimizin müşterek heyecanı olmalıdır. İyi bilelim ki, huzurlu bir toplum halinde yaşayabilmek, Yüce Dinimizin öğretisi olan karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı kardeşliği, birlik ve beraberliği korumakla mümkündür. Allah, bütün şehitlerimizle birlikte Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerine rahmet eylesin! Dünyada ve ahirette hepimize iyilikler ve güzellikler ihsan etsin, bizleri cehennem azabından muhafaza buyursun!
|






