| Müftülüğümüz |
| Hac ve Umre |
| Makaleler |
| Haber Arşivi |
| Münhal Kadrolar |
| Bilgi Edinme |
| Hizmet Standartları Tablosu |
| Dini Günler ve Geceler |
| Namaz Sure ve Duaları |
| Personel İletişim |
| Muharrem Ayı |
|
|
|
| Perşembe, 09 Aralık 2010 22:38 |
|
MUHARREM AYI
İslam’da kutsal sayılan ve haram aylar denen dört aydan biri ve aynı zamanda hicri yılbaşı sayılan muharrem ayına girmiş bulunuyoruz. İslam tarihinde önemli bir yeri olan Muharrem ayının onuncu gününe "aşure günü" denilmektedir. Bu günü bir öncesi ve sonrası ile oruçlu geçirmek sünnettir.(1) Hazreti Aişe Validemizin bildirdiğine göre İslam öncesinde Peygamberimiz (a.s.) ve Mekke halkı “âşûrâ” günü oruç tutuyordu. Peygamberimiz (a.s.), Medîne'ye geldiklerinde de bu orucu tutmaya devam etti ve ashabının da tutmasını istedi.(2) Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz (a.s.) "âşûrâ orucunu" tutmuş ve “Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayında tutulan âşûrâ orucudur” buyurmuştur.(3) Peygamberimizin Efendimizin (s.a.v.) bu tavsiyesi üzerine sahabenin bir kısmı bu orucu tutmuş, bazı sahabîler de tutmamıştır.(4) Bu ayda Hz. Adem'in (a.s.) cennetten yeryüzüne indirilmesi, Hz. Nuh (a.s.)'ın tufandan kurtulması, Hz. Musa (a.s.) ve ona iman edenlerin Firavun'un zulmünden kurtulmaları gibi insanlık tarihinde dönüm noktası sayılabilecek önemli bazı olayların vuku bulduğu rivayet edilmektedir. Diğer taraftan bütün Müslümanları üzen Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela'da şehit edilmesi olayı da bu ayda vuku bulmuştur. Bu acı olayın tasvibi mümkün değildir. Ancak tarihin belli bir kesitinde Hz. Hüseyin ile Peygamberimizin (s.a.v.) soyundan gelen bir kısım seçkin insanın etrafında oluşan üzücü olaylar, artık tarihe mal olmuştur. Müslümanlara düşen görev, bu tür olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak, kardeşlik, birlik ve beraberliği koruyabilmek ve Yüce Allah'ın; "Hep birlikte Allah'ın ipine / Kur'ân'a sımsıkı sarılın ve parçalanıp bölünmeyin" (Al-i İmran, 103) emrine uyabilmektir. Hepimizin Allah'ı, Peygamberi, kitabı, kıblesi, vatanı ve bayrağı birdir. Bu birlik, birbirimize sevgi ve saygı bağları ile bağlanmamızı gerektirir. Kardeş olarak yaşamamız Rabbimizin ve Peygamberimizin bir emridir. Yüce Allah, "Müminler ancak kardeştirler"(5); Peygamberimiz (a.s.) ise "Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez",(6) "Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi mümin kardeşi için de sevip arzu etmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz"(7) buyurmuştur. Allah (c.c.) ve Peygamberin bu emir ve tavsiyelerine uyarak birbirimizi sevelim, Rabbimizi, Peygamberimizi ve O'nun aile fertlerini ve ashabını da sevelim. Bu sevgi, müslümanların müşterek heyecanıdır. Peygamberi, aile fertlerini ve ashabını sevmenin en büyük göstergesi, onların yolundan gitmek ve onlar gibi Kur’ân ve Sünnete uygun bir hayat yaşayabilmektir. Bu vesile ile tüm Tekirdağlı kardeşlerimin hicri yılbaşlarını ve aşure günlerini tebrik eder; nice uzun yıllar sağlık, huzur ve mutluluk içerisinde yaşamalarını Yüce Allah’tan (c.c.) dua ve niyaz ederim. 1- Tirmizî, Savm, 50. III, 128. 2- Buhârî, Savm, 69. II, 251. Müslim, Sıyâm, 128. Tirmizî, Savm, 49. III, 117 3- Tirmizî, Savm, 46. III, 117. Müslim, Savm, 38. No:202. Ebû Dâvûd, Savm, 56. No: 2429. 4- Buhârî, Savm, 69, II, 251. Müslim, Sıyâm, 113-126. I, 792-795. 5- Hucurat, 10. 6- Buhârî, Mezalim, 3b III, 98. 7- Buhârî, Îmân, 7. I, 9. Mahmut GÜRLEN Tekirdağ Müftüsü |





